verba volant, scripta manent.
|
ses ve biçem üzerine
neden neden diye sorar durur gözleri yaşlı
yaşmaklı kadın yaşını başını almış o tavırla
yaşımız geçti dünyayı kurtarmaya:
yaş bir ağacın serseri dalı değil
yaşamın kuytu köşelerinden çıkmış,
ununu eleğini asmış adamlarız artık.
yaşananlara hayretle bakıp küfürler sallarız anca…
kös null kös null oturup dururken, yollargezermüsaadeetmez geldi birlikte ve ayrı. mutlu ettiler şahs-ı âlîmi.
derken gittiler ve umut geldi ‘mut’suzluğu beklerken. naneli mon yaptım umut’a ve mut’landık beraber.
ardından bir başkası:
-nasılsın?
-iyi
-better ol!
yedi gözüktü inceden. başını uzattı kapıdan ve yitti üsküdar sokaklarında… (önemli bir işi var gibi…)
azman kollarının arasında sıkışıp, akan zamanın, göz kapaklarının altındaki bir manzarayı çekip çıkardı zihninin küf kokulu çekmecesinden. üfledi bir polene üfler gibi hafifçe. toz uçuşarak havaya karıştı, duman gibi. duman oldu gerçekliği gözleyen gözleri.
yiten bir resmin ardından bakan kapalı gözler hep şaşıdır. kutup ışıkları gibi rengarenk oldu gözkapaklarının içi. açtı gözlerini. baktı ne kelebek, ne [...]
bir maymuna benziyorum diye düşündü. aynaya değen burnunu geri çekerken, kollarını biraz daha yere doğru uzatarak, dizlerini kırdı. “evet,” dedi. “bir goril olmalıymışım ben. ” yukarı kaldırdığı elleriyle göğsünü yumruklayıp böğürdü ardarda. iyice kendinden geçip odada sıçramaya başladığında, aynadaki goril silindi birden. çıplak vücudu odanın boşluğuna kaldı. utanmıyordu ya, sıkılmıştı biraz.
tekrar yaklaştı aynaya. bir daha [...]
bir “tema”yı, “karşı”ya aktarmanın pek çok yolu vardır. dil ile başlayan bu paylaşım serüvenini, duvar resimleri izlemiş, sonra yazılı edebiyattan… birlikte ölmeye dek uzanabilir belki?
hasılı, bir temayı karşıya aktarmanın yollarının ötesinde, “karşı”nın seçimi de belirler imgenin yolculuğunu.
(bu arada: herkes sanatçı olabilir mi? bu ayrı bir tartışmanın konusu)
niyetim hiçbiri değil aslında, yalnızca belirli kişinin anlayabileceği bir şeyi [...]
bazen ağzınızdan söylemek istediğinizin tam tersi çıkar. karşınızda çok sevdiğiniz kişi vardır. dünyanın en önemsiz konularından birini konuşmaktasınızdır. o kadar önemsizdir ki size göre… oysa o, bu konuda hassastır. bu hassaslığı da bilmektesinizdir. ona sorunuyla ilgili yardımcı olmak istersiniz. ama olamayacağınızı da bilirsiniz. bu konu üzerine hiçbirşey söylememek gerekir. ya da “halledersin” diyip geçmek. ama [...]
ironi böyle bir şey olsa gerek.
sayın izlemeciler, kafası karışık, samimiyetinden sonsuz şüphe duyulan, belki de kendi kendine bile dürüst olduğunu açıklamakta güçlük çeken, soyundan dahi emin olmayan pek sayın Salvador Domingo Felipe Jacinto Dalí y Domènech namıyla maruf büyük yetenek salvador dali, bundan 21 yıl önce 23 ocak 1989 tarihinde yaşamsal fonksiyonlarını yitirdi. (‘öldü’ dememek için [...]
beyin çok da güvenilir ya da övülesi bir organ değildir aslında. gün içinde yaptığımız pek çok eylemi gerçekleştiren organın yanında beyin boynu bükük, pörsük bir plasmadır… övülmesi gereken organ, omurilik soğanıdır özünde.
beyinseniz de, beyinmeseniz de yani, hayatımızı yönlendiren şey, beynimiz değil günün çoğunda. ve bu sorun da değil çoğumuz için. ya da bu çağda…
üzülecek bir [...]
ifadenin içeriğinden çok, biçem de belirleyebilir anlaşmayı. aynı ifade çok farklı biçemlerle de aktarılabilir.
örneklem no:1
ifadeler, ifade edenden bağımsız düşünüldüğünde, çok başka anlamlara gidebilen yolculardır. örneğin kitap gibi bir toplu ulaştırma aracındaki ifadenin seyri okuyucunun onu indireceği durağa kadar seyreder.
İnsan mıyız lan biz?
Milgram deneyi, insanların erk (otorite) sahibi bir kişi veya kurumun isteklerine, kendi vicdani değerleriyle çelişmesine rağmen itaat etmeye ne ölçüde istekli olduklarını ölçme amacını güden bir deneyler dizisinin genel adıdır.
Efenim Selim Beylerin dahiyane çalışmaları ve toplu Bostan katliamı sebebiyle blogrollumuz düşmüş bulunuyor.
(bkz. Blogroll’a Gandalf muamelesi)
Blogroll’un ruhuna yasinler yollarken, bu geçici sıkıntıyla Selim Beylerin kısa zamanda yakından ilgileneceğini temenni ediyoruz…
“yetenekli olmak insana sorumluluk yükler”
pek çok şeyle suçlanabilir. en çok da o vazgeçmiştir halbuki.
öyle ki, kendinden b i l e g e ç m i ş t i r…
oysa huzurlu bir uykuaya hasret gözleri hep aynı resmi çizmeye devam etmektedir.
bir biçimi değil, bir duyguyu istemektedir. o aynı kokuyu arayarak, aynı hissi teninde.
adrenalin başına düşen serotonin oranını sorgulayarak.
demişti ki sensei, sevdiği şeyden vazgeçmemektir burjuva ahlakı. demişti ki barbar, işte tam da köşeye sıkıştığında ahlak kusar burjuva.
ayağınızın dibine serilmediyse bir insan cesedi, bakmadıysanız ölü gözlerine bir insanın sevdayla, insanın ciddiyetine dair bir şey bilmiyor olabilirsiniz aslında. insan, sebepsiz öldüren o hayvan, bir şakadır eninde sonunda.
demek istediğim, birşey demek isteyemediğim. “insan” susa kalıyor sonunda.
::::: |
Filozofun mesuliyetten kaçma yeteneği, onu barbardan ayıran en kalın çizgidir.
[Ziya bin Ziyad, Çalıntı Uzay]
|
Kim ne demiş?