Sic transit gloria mundi

duman oldu...

verba volant, scripta manent.

apansız

bazen sözcükler yetersizdir. wittgenstein, dilin bir ‘şey’i anlatırken, daha hala bir mimiğin etkisine yetişemediğini iddia ediyor. aruoba da türkçeye tercüme ediyor: de ki; işte… o zaman şöyle buyrun, biraz da müzik diyelim. dil’den gelmeyen, el’den gelsin. blur – out of time 02 – Out Of Time bu bölümümüzde de ‘kurum’ tavsiyesiyle ‘okuduğumuzu anladık mı’ya geçmeden [...]

ana?!…

o’nun da dediği gibi: yani işte [Audio clip: view full post to listen]

bana bir öpücük ver bebek

-dikkat hayal var! şöyle bir sekans düşünelim; dışarda lapa lapa kar yağıyor. pencerenin önünde bir ikili koltuk, üstünde iki sevgili, dizlerinde bir battaniye, karşılarında bir televizyon, ellerinde kahveleri; gün boyu sinema keyfi. fonda theme song giriyor: çikolata renkli müzikal deha, trompetin sevimli yüzlü delisi sevgili louis’den duygularımıza tercüman olması dileğiyle… bir öpücük hayatım, bir rüya [...]

come wander with me

çaresizliğin somut biçimi. biçimin anlamsız yargısı… her şey öyle olabileceği gibi, “öyle” olmayabilir de. bilinç son noktada ilginç bir şey işte.  paralel evren teorisi; bir garip çaresiz bilim adamının cennet tasviri olabileceği gibi -ki öyle düşünmek içten içe mutsuz edebilir kimseyi- tam tersine bir başka gerçeğin eşiğinde olduğumuz söylencesine de ışık tutabilir. ama bir teori, [...]

bazen…

bazen herşey öyle üst üste gelir. aslında iki şarkıyı ard arda koymamak gibi bir presip edinilmiştir örneğin. ama bazen herşey öyle üst üste gelir. aslında… bazen… aslında… bazen… böyle çatışırlar kendi aralarında ben ve beni… sırf bu yüzden; aslında bazen yapılmaması gerekeni de yapar barbar. çevirmiyorum ama bu sefer. arifân anlar nasıl olsa… anlamayan da var [...]