Sic transit gloria mundi

duman oldu...

verba volant, scripta manent.

ben sana bu acıyı anlatamam müberra

bi de toplumcu gerçekçi olsam: BEN SANA BU ACIYI ANLATAMAM MÜBERRA babanın devrimci anılarıyla da yarışamam ben -ben babanın o dönemlerini de sevmem ya, gökdelenlerin ihtişamına yenilmiş, ihale yarışlarında hükümet yanlısı bir amcamız bugün sonuçta- bugün bir kardeşim vuruldu ak alnından sabahın ilk ışıklarıyla ben sana bu acıyı anlatamam müberra, vaktiyle bir türk gölü olan [...]

sana

bu da dilin görselleşmesi üzerine deneme…

hal bu ki

keats’e öykünsem? hal bu ki, geçmiyor yolumuz mut’un yakınından, sen ey deniz kızı, uzaklaşma aramızdan. senin çağrınla yıkılsa da başımıza bu sahte gemi al eline dizginleri… şarkın ayrılmasın yeter, kulağımızdan. ve silahımızı teslim ederek uğraşın orta yerinde, koşuyoruz bir düşe ya da ölüme gelecek gibi ardımızdan…

Görkemle

Kılıcın arzusuna boyun eğ mavi gök Ağaçlar ve yeşeren karanlığın çağrısına İçinde büyüyen kan açlığı ey tomurcuk Sabahı bekle ki açılsın kara kapısı Mabedine uzanan yolun sapkın çiçekler açmış Ağaçları arasında kirli patikalar boyu: Sunağının zevke davet eden kokusu. Çürükler ve yara izleri dolu göğsü Leş kuşlarını çeken cılız nefes Bırak sararan yapraklar kaplasın cesedini [...]

üç nokta

yapışkan zaman boşlukları düşer başımıza semâdan alevler saçan gök taşları gibi insan ne idüğü belirsiz düşlerdir aslında sürekli kımıldayan huzursuz bir larva kanatları çıksın diye beklerken, kozası yanan içi geçmiş umutsuzluktan müteşekkil posa şöyle adlı adınca oturup kalakalmadan deverânın askısı kilitli bir hece boylu boyunca dudaklarımızda başlayıp uzanan gecelere adsız bir tepkime içre bıçağın keskin [...]