Sic transit gloria mundi

duman oldu...

Kim ne demiş?

verba volant, scripta manent.

big brother watching us

kös null

kös null kös null oturup dururken, yollargezermüsaadeetmez geldi birlikte ve ayrı. mutlu ettiler şahs-ı âlîmi.
derken gittiler ve umut geldi ‘mut’suzluğu beklerken. naneli mon yaptım umut’a ve mut’landık beraber.
ardından bir başkası:
-nasılsın?
-iyi
-better ol!
yedi gözüktü inceden. başını uzattı kapıdan ve yitti üsküdar sokaklarında… (önemli bir işi var gibi…)

a mi querido

bir “tema”yı, “karşı”ya aktarmanın pek çok yolu vardır. dil ile başlayan bu paylaşım serüvenini, duvar resimleri izlemiş, sonra yazılı edebiyattan… birlikte ölmeye dek uzanabilir belki?
hasılı, bir temayı karşıya aktarmanın yollarının ötesinde, “karşı”nın seçimi de belirler imgenin yolculuğunu.
(bu arada: herkes sanatçı olabilir mi? bu ayrı bir tartışmanın konusu)
niyetim hiçbiri değil aslında, yalnızca belirli kişinin anlayabileceği bir şeyi [...]

ode to medulla oblongata

beyin çok da güvenilir ya da övülesi bir organ değildir aslında. gün içinde yaptığımız pek çok eylemi gerçekleştiren organın yanında beyin boynu bükük, pörsük bir plasmadır… övülmesi gereken organ, omurilik soğanıdır özünde.
beyinseniz de, beyinmeseniz de yani, hayatımızı yönlendiren şey, beynimiz değil günün çoğunda. ve bu sorun da değil çoğumuz için. ya da  bu çağda…
üzülecek bir [...]

poğaça güzelleme

ifadenin içeriğinden çok, biçem de belirleyebilir anlaşmayı. aynı ifade çok farklı biçemlerle de aktarılabilir.
örneklem no:1

ifade-siz

ifadeler, ifade edenden bağımsız düşünüldüğünde, çok başka anlamlara gidebilen yolculardır. örneğin kitap gibi bir toplu ulaştırma aracındaki ifadenin seyri okuyucunun onu indireceği durağa kadar seyreder.

We have just lost cabin pressure.

pek çok şeyle suçlanabilir. en çok da o vazgeçmiştir halbuki.
öyle ki, kendinden b i l e  g e ç m i ş t i r…
oysa huzurlu bir uykuaya hasret gözleri hep aynı resmi çizmeye devam etmektedir.
bir biçimi değil, bir duyguyu istemektedir. o aynı kokuyu arayarak, aynı hissi teninde.
adrenalin başına düşen serotonin oranını sorgulayarak.

burjuva ahlakı

demişti ki sensei, sevdiği şeyden vazgeçmemektir burjuva ahlakı. demişti ki barbar, işte tam da köşeye sıkıştığında ahlak kusar burjuva.
ayağınızın dibine serilmediyse bir insan cesedi, bakmadıysanız ölü gözlerine bir insanın sevdayla, insanın ciddiyetine dair bir şey bilmiyor olabilirsiniz aslında. insan, sebepsiz öldüren o hayvan, bir şakadır eninde sonunda.
demek istediğim, birşey demek isteyemediğim. “insan” susa kalıyor sonunda.

adam 4 işlemi

bir adam, gecenin içinde beklemektedir.
bir adam gecenin içinde, gece içinde beklemektedir.
bir adam, hayatının sonuna dek mutsuz olacağını bilmektedir.
adam bunu belki de hak etmektedir.
adamın bunu hak ettiğine dair yüz binlerce haklı kanıt vardır ve defaaten yüzüne çarpılmaktadır.
adam mutsuz olmayı da seçebilmektedir.
aslında adam için mut pek bir şey ifade etmemektedir.

“here i rule!”

hayatın umarsız, sahte, anlamsız gerçekliği içinde bir yer edinmeyi inatla reddeden birey için bir simülasyon oluşturmak gerekiyor. ya da modern zamanın en güzel tanımlarından birini yapıyor bu noktada marx efendi: afyonlamak… toplumların afyonları, kişilerin afyonları…
zihnin içinde bir başka hayat biçimi oluşturmak. o gerçeklikte yer edinmek. role play ya da strateji oyunları oynamak, içki içmek, sevişmek, [...]

abstract texture

to lady of the lake…
aynı odada soluk alıp vermek, düşündüğü, konuştuğu, aklından geçirdiği şeylerden başka, bambaşka… konuşmak değil, anlaşmak değil hatta. belki sezmek. ama değil aslında… o an, olan…
hissettiği, farkına vardığı, soluduğu, aklından hiçbir şey geçirmeden gözlerini yumarak, bomboş evreninin ortasında, onun dizlerinin üzerine koyduğu kafasından kucağına yayılan, koltuğun altına dek uzanan saçlarını okşayan o [...]

üç nokta

yapışkan zaman boşlukları düşer başımıza
semâdan alevler saçan gök taşları gibi
insan ne idüğü belirsiz düşlerdir aslında
sürekli kımıldayan huzursuz bir larva
kanatları çıksın diye beklerken, kozası yanan
içi geçmiş umutsuzluktan müteşekkil posa
şöyle adlı adınca oturup kalakalmadan deverânın askısı
kilitli bir hece boylu boyunca dudaklarımızda başlayıp
uzanan gecelere adsız bir tepkime içre
bıçağın keskin ucu: kösnül damla
hayat işte asılı kalır bir bacağından havada

bi dert, bi tasa

sabah, yağmur, gri tonları, soğuk…
kuzguncuk’ta kabaran dalgalar, asık yüzler, yarı tatil rahatlığıyla gezinenler,

odada

olması için çabaladığın, dua ettiğin, uykusuz kaldığın, düşlediğin her şey…

kör kedi

yakamoz geziniyordu yüzümde, “bugün nasılız?” diye baktım gönlüme.
şöyle bir dolanıyorduk da gönlüm coşmuş olacak.

vira bismillah

Denemesiydi, editör menüsüydü, tema seçimiydi derken; kaan – nam-ı değer barbarian- blogunu açtı.

:::::